
Yayınlanma: 17 Ağustos 2026 07:36
Güncellenme: 18 Ağustos 2026 10:47
Yaban hayatı biyoloğu Forrest Galante, ABD kıyılarındaki en sıra dışı deniz canlılarını görüntülemek için Pasifik'ten Atlas Okyanusu'na uzanan bir yolculuğa çıktı. Kendisini balon gibi şişirebilen köpekbalığından erkek olmadan üreyebilen türe, testereyi andıran burnuyla avlanan balıktan 9 metreye ulaşabilen dev köpekbalığına kadar karşılaşılan canlılar görenleri şaşkına çevirdi.
ABD kıyılarında bilim kurgu filmlerinden çıkmış gibi görünen birbirinden sıra dışı deniz canlıları bulunuyor. Yaban hayatı biyoloğu Forrest Galante, Discovery'nin Shark Week programı kapsamında bu canlıların peşine düştü.
Kaliforniya'dan Louisiana'ya, Florida'dan New England kıyılarına kadar uzanan araştırma yolculuğunda Galante ve ekibi, farklı özellikleriyle dikkat çeken deniz canlılarını görüntüledi.
Ortaya çıkan görüntüler, köpekbalıklarının yalnızca büyük ve tehlikeli avcılardan ibaret olmadığını bir kez daha gösterdi.
Galante'nin yolculuğundaki ilk dikkat çekici canlılardan biri şişen köpekbalığı oldu.
İngilizcede swell shark olarak bilinen bu tür, Güney Kaliforniya kıyılarında ve özellikle Channel Adaları çevresinde yaşıyor.
Şişen köpekbalığının en ilginç özelliği ise adından da anlaşılacağı üzere tehlike hissettiğinde vücudunu şişirebilmesi.
Köpekbalığı, tehdit altında kaldığında su yutarak vücudunu normal boyutunun yaklaşık iki katına çıkarabiliyor. Böylece kayalıkların arasındaki dar boşluklara kendisini sıkıştırarak avcıların onu bulunduğu yerden çıkarmasını zorlaştırıyor.
Bu türün bir başka ilginç özelliği ise sürekli yüzmek zorunda olmaması.
Diğer birçok köpekbalığının aksine şişen köpekbalığı, yanak ve boğaz kaslarını kullanarak ağzından su çekebiliyor ve bu suyu solungaçlarından geçirerek nefes alabiliyor.
Bu özellik, deniz tabanındaki mağara ve oyuklarda uzun süre hareketsiz kalabilmesini sağlıyor.
Şişen köpekbalığını daha da sıra dışı hale getiren özellik ise biyofloresans.
Bu canlılar karanlıkta kendi ışıklarını üretmiyor. Derilerinde bulunan özel moleküller, mavi ışığı emerek yeşil renkte geri yansıtıyor.
Bu nedenle uygun ışık koşullarında köpekbalığı, suyun karanlığında yeşil bir parıltıyla görülebiliyor.
Bilim insanları, biyofloresansın köpekbalıklarının düşük ışıklı deniz ortamlarında birbirlerini tanımasına veya iletişim kurmasına yardımcı olabileceğini düşünüyor.
Galante de karşılaştığı görüntüyü adeta başka bir gezegenden gelmiş bir canlıya benzetti.
Araştırma ekibinin Louisiana kıyılarındaki durağında ise kürek başlı köpekbalığı dikkat çekti.
Çekiç başlı köpekbalıkları ailesinin en küçük üyelerinden biri olan bu tür yaklaşık 90 santimetre uzunluğa ulaşabiliyor.
Baş yapısı diğer çekiç başlı köpekbalıklarından farklı olarak daha kısa ve kürek şeklinde.
Fakat türün en şaşırtıcı özelliği görünüşü değil.
Kürek başlı köpekbalıklarında partenogenez adı verilen sıra dışı bir üreme yöntemi görülebiliyor.
Bu yöntemde dişi, erkekten sperm almadan döllenmemiş yumurtadan yavru geliştirebiliyor.
Bu olay halk arasında zaman zaman “kendini klonlama” şeklinde ifade edilse de ortaya çıkan yavrunun her zaman annesinin birebir genetik kopyası olmadığı belirtiliyor.
Yine de erkek bulunmadığı koşullarda üreyebilmesi, kürek başlı köpekbalığını deniz dünyasının en ilginç canlılarından biri haline getiriyor.
Galante'nin Florida Keys bölgesindeki araştırmasında karşısına çıkan bir diğer sıra dışı canlı ise küçük dişli testere balığı oldu.
Adında balık kelimesi bulunsa da bu canlı aslında köpekbalıklarıyla yakın akraba olan bir vatoz türü.
Onu diğer deniz canlılarından ayıran en belirgin özelliği ise uzun ve düz burnu.
Burnunun iki yanında diş benzeri çıkıntılar bulunan bu yapı, görüntüsü nedeniyle adeta bir testereye benziyor.
Hayvan bu uzantısını sağa ve sola savurarak küçük balıkları sersemletebiliyor.
Aynı zamanda burnundaki özel duyu organları sayesinde çamurlu sularda avlarının oluşturduğu çok zayıf elektrik alanlarını algılayabiliyor.
Küçük dişli testere balığının sıra dışı görünümünün yanında bir de ciddi koruma sorunu bulunuyor.
Kıyı yapılaşması, yaşam alanlarının kaybolması ve balıkçı ağlarına takılma gibi nedenler nedeniyle türün popülasyonu büyük ölçüde azalmış durumda.
Araştırma sırasında yaklaşık 4 metre uzunluğunda bir birey yakalandı.
Hayvanın daha önce işaretlendiğinin anlaşılması ise bilim insanları açısından ayrıca önem taşıdı.
Aynı canlının yeniden gözlemlenmesi; büyüme hızı, hareketleri ve sağlık durumundaki değişikliklerin takip edilmesine olanak sağlıyor.
Araştırmanın son durağında ekip, Massachusetts açıklarındaki Cape Cod Körfezi'nde dev köpekbalığının izini sürdü.
Yaklaşık 9 metre uzunluğa ulaşabilen bu tür, büyük beyaz köpekbalığından neredeyse iki kat daha büyük olabiliyor.
Ancak görüntüsü oldukça ürkütücü olsa da bu dev canlı insanlar için büyük bir avcı değil.
Aksine, dev ağzını açarak sudaki planktonları süzüyor.
Galante ve ekibi, Cape Cod yakınlarında bir dev köpekbalığını havadan takip etmek için drone kullandı.
Hayvanın boyutu o kadar dikkat çekiciydi ki drone sisteminin onu ilk anda hareket halindeki bir otomobil olarak algıladığı belirtildi.
Araştırmacılar, görüntülenen dev köpekbalığının vücudundaki yara izlerini de inceledi.
Bu izlerin, hayvanın uzun yıllar boyunca ABD'nin doğu kıyısı boyunca göç etmiş olabileceğine işaret ettiği değerlendirildi.
Galante, canlıyı 30 yaşından büyük olabilecek bir birey olarak değerlendirdi.
Dev köpekbalığının ağır hareketleri ve büyüklüğü, araştırmacıya denizin altında ilerleyen bir uzay gemisini hatırlattı.
Forrest Galante'nin araştırması, ABD kıyılarındaki deniz yaşamının ne kadar çeşitli olduğunu gözler önüne serdi.
Vücudunu iki katına kadar şişirebilen köpekbalığı, karanlıkta biyofloresans gösteren canlı, erkek olmadan üreyebilen kürek başlı köpekbalığı, testere gibi burnuyla avlanan testere balığı ve 9 metreye ulaşabilen dev köpekbalığı aynı araştırmanın dikkat çeken canlıları arasında yer aldı.
Bu türler, deniz ekosisteminde köpekbalıkları ve akrabalarının yalnızca korkutucu avcılardan ibaret olmadığını da gösteriyor.
Bazıları kendisini savunmak için şişiyor, bazıları karanlıkta farklı bir görüntü ortaya çıkarıyor, bazıları ise erkek olmadan üreyebiliyor.