
Yayınlanma: 24 Ağustos 2026 13:49
Güncellenme: 24 Ağustos 2026 11:57
İstanbul'da 10 milyon lira değerindeki iki senedin bedelsiz olduğunun tespiti için açılan davada yapay zekâ tartışması yaşandı. Davacı tarafın dilekçesinde dayanak gösterilen Anayasa Mahkemesi kararının gerçekte bulunmadığı öne sürülürken, bazı ifadelerin yapay zekâ yanıtlarından doğrudan aktarıldığı iddia edildi. Mahkeme ise yapay zekâ tartışmasına girmeden davanın görev yönünden reddine karar verdi.
Yapay zekânın hukuk alanında kullanımına ilişkin tartışmalara İstanbul'daki bir dava da eklendi. Eski bir şirket genel müdürünün, şirketi zarara uğrattığı iddiasıyla kendisine imzalatılan toplam 10 milyon lira değerindeki iki senedin bedelsiz olduğunun tespiti amacıyla açtığı davada, dilekçede gösterilen emsal karar gündeme geldi.
Davacı tarafın dilekçesinde Anayasa Mahkemesi'nin 20 Temmuz 2022 tarihli ve 2018/1234 başvuru numaralı bir kararına atıf yapıldığı belirtildi. Ancak davalı şirket avukatının itirazı üzerine söz konusu kararın gerçekte bulunmadığı iddia edildi.
Davanın dikkat çeken noktalarından biri de dilekçede kullanılan ifadeler oldu.
Davalı şirket avukatı, dilekçedeki bazı cümlelerin yapay zekâ tarafından verilen yanıtların doğrudan metne aktarılması sonucu oluşturulduğunu savundu.
Dilekçede yer alan “Bu karar tam olarak sizin durumunuzla ilgilidir” ve “Argümanınızı doğrudan destekleyen en önemli karardır” ifadelerinin de yapay zekâ ile yapılan bir görüşmeden alınmış olabileceği ileri sürüldü.
Davacı vekili ise bu iddiaları kabul etmedi. Yapay zekâ kullanıldığı yönündeki suçlamanın kötü niyetli ve dayanaksız olduğunu savundu.
Davanın en dikkat çekici ayrıntılarından biri, dilekçede dayanak olarak gösterilen AYM kararının bulunmadığı iddiası oldu.
Hukuki metinlerde emsal kararların tarih, esas/başvuru numarası ve karar içeriğiyle birlikte doğru şekilde aktarılması büyük önem taşıyor. Özellikle mahkemeye sunulan dilekçelerde gerçek olmayan bir kararın emsal gösterilmesi, davanın hukuki güvenilirliği açısından ciddi soru işaretleri yaratabiliyor.
Bu olayda da davalı tarafın itirazı sonrasında söz konusu kararın varlığı tartışma konusu oldu.
İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi, dosyada gündeme gelen yapay zekâ kullanımı ve gerçek olmayan karar iddiaları hakkında bir değerlendirme yapmadı.
Mahkeme, uyuşmazlığın işçi ve işveren arasındaki ilişkiden kaynaklandığı sonucuna vardı.
Bu nedenle davanın görev yönünden reddine karar verildi.
Dosyanın görevli olduğu belirtilen İş Mahkemesi'ne gönderilmesine hükmedildi.
Dava, yapay zekâ araçlarının hukuk alanında kullanılmasının beraberinde getirebileceği riskleri yeniden gündeme getirdi.
Yapay zekâ sistemleri hukuki metin hazırlama, karar araştırma ve dilekçe oluşturma gibi konularda yardımcı olabilirken, üretilen bilgilerin mutlaka insan tarafından kontrol edilmesi gerekiyor.
Özellikle mahkeme kararları, kanun maddeleri, emsal kararlar ve başvuru numaraları gibi doğrulanabilir bilgilerin yapay zekâdan alınması durumunda ayrıca kontrol edilmesi önem taşıyor.
Yapay zekâ modelleri, sorulara cevap verirken her zaman gerçek bir hukuk veri tabanından karar arayıp doğrulama yapmaz. Bu nedenle bazı durumlarda gerçekte bulunmayan karar numaraları, tarihler veya hukuki gerekçeler üretebilir.
Bu tür hatalar özellikle “halüsinasyon” olarak adlandırılıyor.
Hukuki alanda ise böyle bir hata, sıradan bir bilgi yanlışından çok daha ciddi sonuçlar doğurabilir. Çünkü dilekçeye eklenen gerçek olmayan bir karar, mahkemenin önüne doğrudan hukuki dayanak olarak sunulmuş oluyor.
Yapay zekâdan hazırlanan bir dilekçe veya hukuki araştırmanın doğrudan mahkemeye sunulması yerine, metindeki tüm hukuki kaynakların ayrıca doğrulanması gerekiyor.
Özellikle:
ayrıca kontrol edilmeli.
İstanbul'daki 10 milyon liralık dava da yapay zekânın hukuk alanında kullanılırken doğrulama mekanizmasının ne kadar önemli olduğunu gösteren dikkat çekici örneklerden biri oldu.